Posted 2 weeks ago

Temmuz ayı basında dokuzçeyrek

Ekşisözlüğü unutmamak gerek

https://eksisozluk.com/dokuzceyrek-butik-otel—4338833

www.dokuzceyrek.com

Posted 2 weeks ago

Bu gece beynimin içi kazan gibi. Sanki bir kelime yazsam devamı gelicek gibi. Birden aklımdaki her şeyi kusucakmışım gibi.

Deftere kalemle yazanlar değilde, yazmak için klavyeyi kullananlar bilir. Bilgisayarda yazarken yanan sönen bir imgeç vardır. Bana soracak olursanız en meraklı dinleyicidir o imgeç. Dikkat edin ne anlatacak olursanız olun, siz anlatırken çıtı çıkmaz, öyle durur bekler. Durur bekler de anlatmadığın zaman yanıp sönmeye başlar. Bir, iki, üç, yirmi otuz… Siz anlatmadıkça o yanıp söner. Bazen bitmemiş bir cümlenin sonunda öyle ısrarcı olur ki, ulan dersin hakikaten çok merak ediyor ne anlatacağımı.

Dakikalardır yanan sönen imgeçi izliyorum. O merak ediyor benim diyeceklerimi, ben inat ediyorum susmakta. Anlatmıyorum. Anlatamadığımdan değil de işte ne bileyim bu sefer böyle. Susup oturacağım bütün gece. Somurtup izlicem etrafı. Gece uzun. Bu gece dahada uzun. Olsun sigaram var. Dolsun kültablası, boşaltmayacağım. Yemişim kodumunun imgeçini. Ne anlatacağımı merak etsin dursun. Zaten anlatsam ne olacaksa?

Posted 1 month ago

Bizim otele gelen en güzel kızın, en güzelli blogu

Özleniyorsun

Çakıl Ekin

http://cakilekin.tumblr.com

Posted 1 month ago

Bizim buralarda calismak 😃 (Dokuzçeyrek Butik Otel’da)

Posted 1 month ago
bloguna öyle dalmışım ki 4 buçuk saattir buralarda olduğumu yeni fark ettim. hala 55 sayfa gidebildim ama sen ne içten insansın, beni ne kadar gaza getirdin anlatamam. resmen 4 saatte hayatım değişti idolüm falansın artık, böyle bir keyif insanı yok ya. hem anıların çok güzel hem yazdıkların, çok imrendim ama hep yaz olur mu. iyi ki varsın
zamaniyaralarlaolcenkadin asked

Ben bunu yayınlayayım, havam olsun. 

not: Bu yazdıkların bana gelen onca mesajdan ilk beşe girer. Teşekkürler

Posted 1 month ago

Dokuzçeyrek Butik Otel’da

Posted 1 month ago

”Şivesini anlamasanda yerleşicen bi ege kasabasina. Otel işletirsin belki, ya da mandalina yetiştirirsin. Ne gerek var büyük şehirin koşturmasina” demisti biri. Siktir lan demistim. Ne isim var ege kasabasinda? Keske burada olsaydi. (Gumusluk Sahil’da)

Posted 3 months ago

Dokuzceyrek Bar Gümüşlük

Posted 3 months ago
Merhaba arkadaşlar ben ege
Aranızda beni uzun süredir takip edenler var, yazdıklarımı çizdiklerimi okuyanlar. Beni sevenler, sevmeyenler. Her neyse
Dört sene gibi bir süredir buradayım. Haliyle dört senedir bir çok blogu takip ettim. Görmediğim bilmediğim insanlar hakkında bir sürü bilgim oldu. Bazılarını tanıdığım insanlardan daha çok sever oldum. Bazılarıyla gitiim buluştum. Çok sağlam dostlar buldum. Hatta buradan sevgilim bile oldu fakat o başka bir konu. 
Tumblr enteresan yer. Sevgilisiyle ayrılan geldi bize anlattı. Babasına kızan geldi bize anlattı. Gece yarısı uykusu kaçmış geldi beraber sabahladık. Antalya’dan, Denizli’den, Antep’ten, Muğla’dan insanlar kafa denklerini geldiler burada buldular. Tumblr bence buradaki herkese iyi bir şeyler kattı. 
Uzun süredir burada olanlar muhtemelen bana hak verecektir. Eski Tumblr daha bir güzeldi. Tasarımından, altyapısıdan bahsetmiyorum. Eskiden bu kadar takipçi, layk, reblog kaygısı falan yoktu insanlarda. Hatta bir kişinin takip ettikleri 100-200 blogu geçmezdi. İnsanlar birbirlerinden daha bir haberdardı. Bir avuç inasan olmanın etkisimi bilmiyorum. Herkes birbirine daha bir yardımcıydı. 
Tanımadığım insanlardan yardım istemek pek bana göre değil. Bu yazıyı yazmadan önce çekindim başta. Sonra dedim nolcak hala eskiler burada. Yaz gitsin.
Geçen ay ben Bodrum’da bir otel deviraldım. Küçük bir butik otel. Barı, cafeside var. Öyle çok bir param falan yok. Bu işler öyle sermayesiz falan yapılacak işler değil dediler. Yapcak bir şey yok havadan para bulmak imkansız. Düşündüm ki benim en büyük sermayem arkadaşlarım. Verdik kafa kafaya. Herkes otel için elinden ne geliyorsa, hatta daha fazlasını kattı ortaya. Dekoru olsun, internet sitesi olsun, yapılacak tonlarca diğer şey olsun. Sonuç olarak ortayada güzel bir şey çıkardığımızı düşünüyorum. 
Fakat otel, kafe, bar istediği kadar güzel olsun. Bilinmedikten, müşteri gelmedikten sonra para kazanmak imkansız. Şu an otelin ihtiyacı olan şey tanıtım. Buna ayırabilecek öyle büyük paralarım falan yok.  Benimde sizden istediğim dokuzçeyrek için kurduğumuz facebook sayfasına bir bakmanız. Eğer beğenirseniz, iki saniye ayırarak üç beş kişiye yollarsanız acayip sevinirim.
https://www.facebook.com/dokuzceyrekotel?fref=ts
Diyeceklerim bu kadar. Bu postta artık elden ele gezer. Yardımcı olmak isteyen herkese şimdiden çok teşekkürler. Üşenenlerinde canı sağolsun. Olurda bu sene Bodrum’a yolu düşen bütün arkadaşlarında başımın üstünde yeri var.    

Merhaba arkadaşlar ben ege

Aranızda beni uzun süredir takip edenler var, yazdıklarımı çizdiklerimi okuyanlar. Beni sevenler, sevmeyenler. Her neyse

Dört sene gibi bir süredir buradayım. Haliyle dört senedir bir çok blogu takip ettim. Görmediğim bilmediğim insanlar hakkında bir sürü bilgim oldu. Bazılarını tanıdığım insanlardan daha çok sever oldum. Bazılarıyla gitiim buluştum. Çok sağlam dostlar buldum. Hatta buradan sevgilim bile oldu fakat o başka bir konu. 

Tumblr enteresan yer. Sevgilisiyle ayrılan geldi bize anlattı. Babasına kızan geldi bize anlattı. Gece yarısı uykusu kaçmış geldi beraber sabahladık. Antalya’dan, Denizli’den, Antep’ten, Muğla’dan insanlar kafa denklerini geldiler burada buldular. Tumblr bence buradaki herkese iyi bir şeyler kattı. 

Uzun süredir burada olanlar muhtemelen bana hak verecektir. Eski Tumblr daha bir güzeldi. Tasarımından, altyapısıdan bahsetmiyorum. Eskiden bu kadar takipçi, layk, reblog kaygısı falan yoktu insanlarda. Hatta bir kişinin takip ettikleri 100-200 blogu geçmezdi. İnsanlar birbirlerinden daha bir haberdardı. Bir avuç inasan olmanın etkisimi bilmiyorum. Herkes birbirine daha bir yardımcıydı. 

Tanımadığım insanlardan yardım istemek pek bana göre değil. Bu yazıyı yazmadan önce çekindim başta. Sonra dedim nolcak hala eskiler burada. Yaz gitsin.

Geçen ay ben Bodrum’da bir otel deviraldım. Küçük bir butik otel. Barı, cafeside var. Öyle çok bir param falan yok. Bu işler öyle sermayesiz falan yapılacak işler değil dediler. Yapcak bir şey yok havadan para bulmak imkansız. Düşündüm ki benim en büyük sermayem arkadaşlarım. Verdik kafa kafaya. Herkes otel için elinden ne geliyorsa, hatta daha fazlasını kattı ortaya. Dekoru olsun, internet sitesi olsun, yapılacak tonlarca diğer şey olsun. Sonuç olarak ortayada güzel bir şey çıkardığımızı düşünüyorum. 

Fakat otel, kafe, bar istediği kadar güzel olsun. Bilinmedikten, müşteri gelmedikten sonra para kazanmak imkansız. Şu an otelin ihtiyacı olan şey tanıtım. Buna ayırabilecek öyle büyük paralarım falan yok.  Benimde sizden istediğim dokuzçeyrek için kurduğumuz facebook sayfasına bir bakmanız. Eğer beğenirseniz, iki saniye ayırarak üç beş kişiye yollarsanız acayip sevinirim.

https://www.facebook.com/dokuzceyrekotel?fref=ts

Diyeceklerim bu kadar. Bu postta artık elden ele gezer. Yardımcı olmak isteyen herkese şimdiden çok teşekkürler. Üşenenlerinde canı sağolsun. Olurda bu sene Bodrum’a yolu düşen bütün arkadaşlarında başımın üstünde yeri var.    

Posted 3 months ago

kadikoy’da

Posted 4 months ago
Pekala ama adımla gelmicem. Elimde kahvemle ve sigaramla gelicem. 3 yildir hayatimdasin. Beni tanimiyorsun ve ilk tanıdığın zaman da burdan olmicak.
Anonymous asked

Romantikmiş, hadi bakalım.

Posted 4 months ago
Unutamadığın kadınlardan biri olmak isterdim..
Anonymous asked

Kızlar ve garip istekleri. Ulan insan böyle bir şey ister m? Hani sevgili olmak ister, arkadaş olmak ister ne bileyim tanıyıp vakit geçirmek ister. Unutamadığı kadın olmak kim ister… İlla yük olcaksınız, drama yaratcaksınız. Biri de demiyorki bence biz süper vakit geçiririz gel bişiler yapalım diye. Habire böyle garip garip şeyler.

Posted 4 months ago

Sabah olmuştu çıktım evden. Sigaram bitmişti sigara alacaktım. Apartman kapısına yürürken dedim kendime, hazır dışarıdayken evrak kitap işlerinide hallet, sarkmasın akşama. Zaten gün içinde yapman gereken bir sürü şey var. Sen iyisi mi ilk evrak işlerini hallet..

Hiç adetim değildir evden çıkarken posta kutusuna bakmak. Bişi oldu gözüm takıldı. Onca saçma sapan reklam zımbırtıları, faturalar arasında  kalmış bir kırmızı zarf…

Aradan çekip aldım. Üstünde ismim, adresim yazıyor. Bir de görmeye hiç alışık olmadığım almanca bir şeyler. Anladım kimden geldiğini. Aklımdan çıkmıştı benim. En son bi iki gün önce yoklamıştım kutuyu bu zarf için. Gelen giden bir şey olmayınca heralde demiştim gelmeyecek bir şey. Sonra çıkmış işte aklımdan. 

Nasıl çıkmasın ki, günde neredeyse üç saat uyuyorum. Ciddiyim bunda. Bazı günler bir anda içim geçiyor. Oturduğum yerde sızıyorum. Çok sürmüyor hemen bir telefon sesi hemen kesiyor uykumu. Sonra işlere kaldığım yerden devam ediyorum. Beslenme düzenimide değiştirdim. Aslında komple beslenmeyi bıraktım. Kafein ve nikotinle yaşıyorum. Acısı ilerde muhakkak çıkacak bir yerlerden ama şu anda resmen zamana karşı yarışıyorum. Her geçen gün benim için büyük kayıplar demek. Resmen tahammül edemiyorum boş geçen vakitlere. Eskiden telefona, maile bakmadan saatlerce uyuduğum günler sanki başka birine aitmiş gibi. Neyse,

Otelim oldu benim. Bodrum’da. Bildiğiniz otel. Garip di mi? 

Bir gün kalktım, altından kalkılması neredeyse imkansız bir borca girdim. Birkaç imza attım. Otel verdiler bana. Belki o imzayla hayatımı siktim attım, belki de tam tersi girdiğim riske tam değicek bir hareket yaptım bilmiyorum. Bildiğim şey ise, bir insanın girdiği risk ne kadar büyük olursa streside o kadar büyük oluyormuş. Hayatımda ilk defa yemeği, uykuyu kayıp zaman olarak görüyorum. Eşşek gibi çalışma deyiminin ne demek olduğunu öğrendim. Kendime söz verdim, eğer bu işin altından alnımın akıyla çıkabilirsem bir hafta sadece uyuyacağım. 

Sonuçta çıkmış işte bir sürü işin gücün arasında kırmızı zarf aklımdan. Hemen açmak için parmağımı daldırdım yapışkanlı yerine. Acayip merak ediyordum içinde ne olduğunu, ne yazdığını. İnsanı bir zarf ne kadar heyecanlandırabilir ki? Resmen adrenalin salgıladım bir zarfı açmak üzereyken. Birden uykusuzluktan olsa gerek, düşürdüm elimden. 

Apartmanın belki yıllardır silinmeyen girişinde öyle pisliğin arasına düşüverdi. Kızdım kendime. Çok değerliydi çünkü o zarf. İçinde ne olduğunu bilmiyordum ama kimden olduğunu biliyordum. Ondan olup değersiz olmasının imkanı yoktu. Aldım zarfı yerden, üstündeki tozu silebildiğim kadar sildim. Sonra düşündüm, açmaktan vazgeçtim. Hem artık sigarasızlığa dayanıcak gücüm yoktu hem de daha güzel bir anda yazılan her şeyi hakkıyla okuyabilceğim bir zamanda açmaya karar verdim. Dikkatlice montumun iç cebine koydum, çıktım evden. 

Sigara alana kadar aptal aptal gülümsüyordum. Aldığım gibi paketi yaktım bir tane. Telefon çaldı. Önemli olan görüşmelerden. Sonra o telefon, şu telefon, bu telefon. Herkes telefon… derken o sokak, bu noter, o muhasebe. Zaten uykusuzluktan yarısı zor çalışan beynim iyicene uçtu gitti. Sık sık müsait bulduğum yerlere oturup gözlerimi fal taşı gibi açıp yapılacak işleri kendime telkin ediyordum. Bir yandan da ulan zarf düştü koyboldu diye paranoyak olup, montumun iç cebini yokluyordum. Emekli maaşını çekmiş parasını evine götürmeye çalışırken cins cins yürüyen yaşlılar gibi yolu bir türlü ortalayıp düzgüncene evime gidemiyordum. 

Sonunda vardım eve, yapmam gereken bir kaç ufak şey daha vardı. Eve girdiğim gibi zarfı çekmeceye koydum. Elimi yüzümü yıkayabilceğim en soğuk suyla yıkadım. Sonra başladım tanıtım işine. Dün bitmişti otelin web sayfası falan. Bugünde facebooktan duyurduk. Otel için bir sayfa kurduk. Fan sayfası deniyor galiba. Sağolsun herkes inanılmaz yardımcı oldu, açıkcası bu kadar yardımı hiç beklemiyordum. Sanki yukardaki halimi görmüş bu işlere bir de o el atmış gibi. Ben 100-150 kişi beğenir onlarda öyle durur derken, inanılmaz bir şekilde herkes yapabildiğince bir yerinden tuttu. Hiç ummadığım insanlar bile arkadaşlarını davet etmiş. Mutlu edici şeyler bunlar tabi. Merak edenler varsa eğer otelin sayfası www.facebook.com/dokuzceyrekotel Bu tanıtım işlerinden sonra ufak bir toplantı yaptık. Ertesi gün yapılacakları planlayıp bitirdik günü.  

Herkes dağılınca, artık dedim şu zarfı açmanın zamanıdır. Çıkardım çekmeceden, salondaki sandığın üstüne koydum. Dedim son bir kahve daha içeyim. Bir sütlü kahve yaptım kendime. Oturdum sandığın yanındaki koltuğa. Sigaramı yaktım. Başladım zarfı açmaya. 

image

”Geyik almıştın bana bi tane. Odamda duruyor hala. Ankara’dakinde. Ankara’ya ait çünkü. Bir tek benim nereye ait olduğum belli değil. Denemeden yanılamazsın ama o yüzden iyiki deniyoruz. Bulamasakta önemli olan oynayabilmek.”

                                                                                     Ecem.

Bu kelimeler, belki kimse için bir anlam taşımıyordur. Belki hoş kelimelerdir bilmiyorum. Ben bu kartpostalı beş belki altı kere okumuşumdur. Ecem’in benim için değerini önceki yazılardan bilenler bilir. Şimdi elimde ondan gelen böyle bir kartpostal olduğunda, ne bileyim… Sanki… O kelimeleri okuduktan sonraki hissimi anlatabilsem zaten çok büyük şair olurdum.

Koltukta elimde kartpostalla otururken, hatırladığım en keskin şey şanstı. Sanki büyük ikramiyeyi kazanmış gibi, böyle yüzümde kocaman bir gülümseme, anlamsız mimikler… Ona dedim, haber vereyim. Yazdığının bana ulaştığını. Beni ne kadar mutlu ettiğini söyleyeyim. Bir türlü beceremedim.

Fotoğrafını çekeyim bari dedim. Çektimde. Belki fotoğrafını yollarsam anlar dedim, kartpostalın bana ulaştığını. Okuduğumu. Fakat dedim nereden bilecek beni ne kadar sevindirdiğini. 

Sonra dedim, ne de olsa uyku artık gereksiz. Saatlerdir dayanıyorsun biraz daha dayanırsın ege. Oturayım bugünle ilgili bir şeyler yazayım. Belki o zaman anlar. Anlamasada mühim değil. Ben girer okurum. Tekrar tekrar sevinirim.

Öyle işte…

Posted 4 months ago

Anne benim uçmam gerekkk istemiyorum bulasikk yikamak. Anne sana bir de torun gerek istemiyorum cocuk bakmak.. Boyle bisiydi heralde sarkiyi unuttum. Neyse gunaydin… (Kadıköy’da)

Posted 5 months ago

Bi kahve yapıp öyle başlayacaktım yazamaya fakat saat oldu sabahın altısı. Yarın erken uyanmam gerektiğinden değil de, şu an kahve yapmak için kalkmaya üşeniyorum. Sigaram kültablam yanımda. Uzatmışım ayaklarımı kanepede. İmkanı yok kalkamam ayağa şimdi.

İşte böyle anlarda biri olacak.

Elinde bir bardak

Sormayacak öyle sütünü şekerini.

Bilecek beni

Nasıl sevdiğimi

Belki gelicek koyucak başını omzuna

Ya da canı ne yapmak istiyorsa

Herneyse…

Zaten yazmazdım büyük ihtimalle o zaman. Yazı mazı hep yalnız adam işi. Şikayetçi değilim de ne bileyim işte. Kurcalamamak lazım. Bu konuların sonu hep rakı. Kahvem eksik kalsın bu gece. Milyar tane insan var, elbet çıkar bizede sabahleyin bir kahve yapacak kişi. Bekleriz işimiz ne.

İş demişken saldım her şeyi. Aslında ucundan köşesinden ilgileniyorum ama özellikle okul inanılmaz kötü gidiyor. Bi heves edip adam gibi derslere gitmeye başlamam lazım. Hoca vermiş yine bir sürü kitap. Birini okumuştumda geriye kalanlar, özellikle bir tanesi var ki hiç okuyasım yok o kitabı. Hani olur ya bir şeyine kıl olursunda, ne kadar güzel olsada okuyamaz, izleyemezsin bazı filmleri. Hiç zamanı gelmez. Öyle dururlar hep rafta. Aynen tam o tarz kitaplardan benim için.

Bu arada mesaj geldi daha demin. Dün geceden tembihlemişti. Dediki okula git. Tamam dedim , gitcem kesin falan. Şimdi mesaj gelince konuştuk biraz. Şey dedi, sana gece üniversitesi lazım. Hakiaten doğru söylüyor.

İleride böyle çok zengin falan biri olursam açcam kendime bir üniversite ama bütün dersleri geceyarısına koydurtucam. Görürsünüz o kadar talep olacak ki, puanlamada boğaziçini falan geçicek. Ben yandım gelicek kuşaklar yanmasın. Hayır arkadaş herkes sevmek zorunda mı sabah saatlerini? Kimisi var gece çalışıyor aklı. Kendimden biliyorum yani. Hem gececi insan on numara insandır. Okulun öğrenci kalitesini hiç tartışmaya gerek bile yok. Zaten bu okul işini sabah saatlerine koyanın ahirette yatcak yeri yokta neyse…

Kitaptan filmden bahsediyordum bütün hevesim kaçtı. Bari konuyu True Detective’e bağlayayım. Bu arkadaş yeni bir dizi. Hatta gelmiş geçmiş en iyi dizi. Daha 6 bölüm yayınlandı IMDB puanı 9.5’e vurdu. Kendisini en iyi dizi diye tarihe yazdırdı. Dizinin ismi dışında her şeyi mükemmel. Hatta bazen öyle güzel noktalara değiniyor ki insanın diziyi durdurup üstünde düşünesi geliyor fakat yapamıyor bu Fukunaga denen yönetmen yüzünden. Kendisine gördüğüm yerde vericem ben. Nasıl bir sinema anlayışına sahipse her sahnesi fotoğraf karesi gibi. Algıda seçicilik mi bilmiyorum ama oyunculuk, diyaloglar ve konuyu bi yana bırakırsak sırf görüntüler için bile izlemeye değer. Dizi bana çok geçmeden yasaklanacakmış gibi geliyor ama umarım öyle bir şey olmaz. Bence ilk iki bölüme bir göz atın, mümkünse indirip izleyin. Ya da kafanıza göre.